“… Çocukluğumdan beri, insanları ağlatacak yazılar yazmak isterdim. Bu istekle yazdığım bir hikâyeyi, bir dergiye götürmüştüm. Derginin başredaktörü, çok anlayışsız bir adam olduğu için, hikâyemi okurken hüngür hüngür ağlaması gerektiği halde kahkahalarla güldü; sonra kahkahadan yaşaran gözlerini silerek, ‘Aferin. Çok güzel. Bunun gibi daha başka hikâyeler de yaz getir bize…’ dedi. Yazarlıktaki bu ilk düş kırıklığım hala sürmektedir. Ağlasın diye yazdıklarımın çoğuna, okurlarım gülüyor.”
Şiirler yazdı, gazetecilik yaptı, romanlara ve tiyatro oyunlarına imzasını attı. Ama en çok da öyküleri ile tanındı. Kitaplarına almadığı, bir başka deyişle gazete ve dergilerde kalanlarla birlikte iki binin üzerinde öykü yazdı. Bu öykülerinde toplumun aksayan yanları ile yergiye elverişli olaylarını sergiledi. Sözcüklerle türedi, zıpçıktı tiplerin fotografisini çıkardı. Sözlü halk mizah geleneğini çağdaş bir bakış açısıyla yorumladı, fakat yazılı mizah ustalarını da göz ardı etmeyerek bir “ulusal Türk mizahı” yarattı.
1956 ve 1957 yıllarında İtalya’da düzenlenen uluslararası mizah yarışmalarında “Kazan Töreni” ve “Fil Hamdi” adlı öyküleriyle ilk kez “Altın Palmiye” ödülünü aldı. 1966’da “Vatani Vazife” adlı öyküsü “Altın Kirpi” ödülüne değer bulundu. “İnsanlar Uyanıyor” öyküsü ile 1969’da Moskova’da “Krokodil” ödülünün sahibi oldu. 1977’de Bulgaristan’da düzenlenen “Uluslararası Mizah Kitapları” yarışmasında “Hitar Petar” ödülünü kazandı. Kitapları yirmiden fazla dile çevrilen bir yazar için başka ne referans olabilir? Güldürmenin yanında düşündürmeyi de seçti. Bu yüzden de hala ne zaman güncel olaylar ve sorular gündeme gelse tam “Aziz Nesin’lik” denmekte… İşte bu derlemede dünya çapındaki büyük mizah ustamızın, iki binden fazla öykülerinden seçilmiş seçkin örnekleri bulacaksınız. Gerçekte de “Tam Aziz Nesin’lik” hikâyeler…



